Face(100)gün-lük…. GÜN ÜÇ

CANIN DARLARA SARMASI ne hissettirirse adama o kıvamdayım bu serap aralığında..

Bir hiç için onca zamanın kovalamacası ne dedirtmeli şu yabanıl Gülendama ?

Gaipten bir sesleniş bekliyorsa; ulu ulu duyuşlar ya da, hissedişlerine yön vermek için gâip olmayı,

yahut gâip olmasını ruhların veya duygularının…. umuyorsa -ki bu çok kolaycı ve acınası acziyet boyutunda…. her neyse işte, bunu umuyorsa kişi, salıp seplemeli kendini, değerlerini salıp seplediği gibi belki.

Koşmamaya devam etmeli umudunun ardından. durdurmalı dünyayı ve inmeli bir solukta o zaman.

Kime söylüyorsun diye seslense boşluktan, ne cevap veririm ki…

Gülümserim önce her zaman gülümsediğim cihetten.

Derim ardınca; Sana elbette !

O ulaşılmazın olan kıyamamak böyle bir şey işte… varken de yokken de derdi olur adamın efkar efkar. Sığdıramadığı dağlara,yere-göğe belki.

desem…Üstüne alır mıydın L^â^L ?

off !! larımı aff!! larıma sardırmanın vakti geldi yine ve yine ve yeniden gayrı daha bir güç gelen vakti-direnç, kelimelere hükmetsin madem…

Ve Gülendamlar kelimeleriyle suskunluğa müebbet olsun ..haketti –ler  zaten   ://

**********************

****************************

**********************************

ELMA ŞEKERİ TADINDA DÜŞLERİM VARDI BENİM

,*****

Elma Şekeri Tadında Düşlerim Vardı Benim…  

elimden tutsa bir gün, hayalin kaldı derim… 

eriyen bir düşün peşinde onca yıl …

onca yol….. 

kim derdi seni özlerim.

elma şekeri yanında umudum vardı benim 

oy anam oy demek ne ki

saklasan beni ….ardınca inan gelirim/dim… 

elma şekeri kıvamında utanmam vardı benim 

erimesin diye sakladım içime.. 

öl dese ölümü de seçerim… 

elma şekeri tadında hayallerim vardı benim 

yedim gitti 

tattım bitti 

elma şekeri tadında hayatım vardı benim 

elimde avucumda ne varsa sundum bu mevsim 

kalmadı muhabbet….. ben…çeker giderim .

yüreğim anlar mı bilmem .

kıyasıya savaştan yana; 

elma şekeri tadında anılarım kaldı benim

*****

****

Face(100)gün-lük…. GÜN İKİ

ÖN-NOT=Önce aşağıda  bulunan müziği açın lütfen …

*

**

***

Derin derin düşünmek iyidir diyenlere inat derin derin hissetme gayretimi tavan yapmaya karar verdim bugün…bilmem ,an itibariyle düşünceleri hissetmek daha anlamlı geliyor bana çünki.

silik bir hayat silinebilir bir hayat istermiydim diye soruyorum kendime…

Cevabı henüz alabilmiş değilim tabi…Aman ne ? diyerek başlayan cümleler bugün müdavimlik yapabilir bana- sana- ona kısaca her isteyene.

kim bilir”bu gün hayatımın belkide irdeleme  final günü”…

derin düşünceli derin hisli irdelemeler  beynime bundan doluşmuş olsa gerek.

Umarım yarın yenişeylere daha önemlisi hayra yeniden doğarım… diyorum ama;derken bile kendime şaşıyorum ,taze başlangıçları sevmem çünki..

Çünki her taze başlangıç taze bir bitişin striptizcisidir.Maddi ve manevi.. yani ne yazık ki.

 

bir oyyy! ! ! desem karşıki dağlar yıkılır mı ki ….

en iyisi dumanlı dumanlı oy bizim elleri söylemek diyeceğim ama içinde bulunduğum kritik  manevi durumda bu ol(a)mayacak.. .sonuçta eline,beline ,diline hakim olma mevsimi uğradı bana …

ıslık çalabilen ıslığını alıp koşsun madem ,hatta ıslığını alıp coşsun . ben buarada asla kopyala yapıştır alıntı olmayan bir hikaye anlatacağım efendim okuyanın yüreğinde bir iz bırakır umuduyla …

Öylesine değil; içimdeki savaşın, içimdeki savaşçıların öyküsü bu günki …;) : )

******************

****************************

**********************************

,********

Ayyaşın biri hanımının düşeceksin biryerlerde dediğine aldırmadan bulduğu tüm şişeleri kafaya dikermiş. Onu ne ayık gören olmuş, ne cami yolunda bulan. Hayatını bir serkeşliğe harcar dururmuş.

Günün birinde; eve gelmemiş. kadın aramış, taramış sızdığı yerde bulmuş en nihayeti.

Bakmış ruhunu verivermiş olanca ayyaşlığıyla. Üzülmüş kadın, ağlamış.. nede olsa hayat otağının-ortağı, evinin önemli bir parçasıymış.

Koşmuş ahaliye, yetişin kaldıralım demiş

-demişler kılımızı kıpırdatmayız ona…Toplumun kanser hücresiydi o.

İmama seslenmiş sonra, demiş imam;” cami yolu bilmezi camiden uğurlayamam.”

Kadın aciz kalmış, bu sefer demiş muhtara:- ne olur  baksanız bunada…

hayır cevabı birkez daha tokat olmuş kadına, kanatmış kırık kalbini.

Kadın azimli, demiş ortada kalacak değil ya, kaldırmalı bir usul. Sırtlanmış cesedi, imkanı ölçüsü yıkamış-sarmış kefene   gömmeye götürmüş beldenin kabrine..

Muhtar dikilmiş karşısına bu kez ve demiş:

-olmaz gömemezsin bu laşeyi bu yere.Git nereye gömersen göm ama  pisletmene burayı bu cesetle,  izin vermez bu gönlüm.

Çaresiz kadın, sürümüş  günahkar cesedi… şehrin dışına çıkardığında kan ter içindeymiş ki, bir soluk alayım derken düşürüvermiş cesedi.

Uzaktan durumu gören çoban, acımış kadına.. koşmuş bir avaz yardıma.

demiş kadın: – Allah senden razı olsun efendim, gücüm tükendi, başaramıyacaktım yoksa.

Çoban hikayeyi öğrenince demiş; anlamam bu işlerden ama bişeyler yapayım, gömüverelim bir usul.

Anlamadığı halde,sırf yardımı olsun diye pırpır etmiş yüreği, mırmır etmiş ol-dili bir usul gömüvermiş cesedi.

olay bitti acı kaldı geriye demiş kadın ,evinin yolunu tutmuş ama olay bitmemiş yeni başlıyormuş meğer ki…

Birkaç gün içinde imam gelmiş kapıya, ahali ile birlik… demiş, ruyamda beyini gördüm hanım. hali perişan değil ,ayyaşın biri ikram bulmaz ki oysa…

İmam sözü sürdürmüş şaşkınlığı büyükmüş;-Cennetlik gibi giyinmiş ikramların arasında  hali pürmelali nahoş hiç değil aksine halinden hoşnut idi.

söyle  be-hey hanım! işin aslı  ne idi? bilmediğimiz bişey vardı da, haksızlık mı ettik senin ayyaşa ?

Kadın birazda safca başını salladı, dedi: – hayır bildiğim ekstra bişey yok, göründüğü gibiydi,olsa hehal, önce ben bilirdim.

Konuşmalar bu minval uzamış gitmiş ama sonuç yok imiş. çözememiş hiçbiri, “durumun-aslı-ne?” olayı ortada şimdi.

Gelmiş üzerine konuşmanın beldenin muhtarı aynı ruyayı gördüğünü söylemiş,sorup soruşturup olayın ardını karıştırmış…

Ama nafile olay  olduğu gibi,görünenden başka elle tutulur bişey yok ki..

demiş kadın: – çobana gidelim, o gömerken dedi bişeyler ardı sıra.. belki de biliyordur var ise  sırrı günahkar mirasında..

hep beraber yol almışlar çobana sorup öğrenmek için,lakin sayıp dökmüşler boşa.

Çoban demiş, nereden bileyim ben… varsa bir sırrı, sizdedir o sır, ayyaş aranızdaydı her dem.

Ama sen,demişler; mırmır etmişsin ona ,ne söyledin de hele belki sır ordadır işte.

Çoban demiş yeniden, ben aciz bir çobanım.. ne okumuş ne yazmış ne de mürekkep yalamışım. İmam olaya soğuk bakınca, kadın taşımış buralara… haline pek acıdım, dedim edeyim yardım, gömelim el birlikte ..lakin çok umutlanma,bilmiyorum hiç dua ne söylerim bilmem üstüne…

O zaman aklıma geldi..dedim dua  niyetine:

–Ya Rabbi! buraya misafir gelir, ben ona ikram ederim.Hazırda bişey yoksa, süt sağar içiririm.. Elimden bişey gelmez, yok dilimde hiç dua..  ikram edemeyenim,  vekil tayin ettim, gönderiyorum ben Sana…Ya Rab! merhamet eyle, lutfun çok  geniş ,hazinen bol… buda  benim misafirim gönderdim ol İkramına………

***

**

*

Ya Rabbi! Ne olur yalvarıyorum çoban kalbiyle Sana …Çobanın misafiri gibi tüm dünya sarhoşluğumla ..dayandım ben kapına..

İkram bekliyorum, ne olur lutfunla  acı bu garibana … :’(

Face(100)gün-lük…. GÜN BİR

ÖN YAZI =

Yeni bir kategoriden merhabalar…kayda geçmek adına.

Face hesabımda ortaya bir şimşek ile attığım bu fikir belkide bir zaman kitap olur kimbilir :)

sonuçta FAce(100)gün-lük iyi bir günce ismi .

wordpress mekanımda da gün gün kayda geçmek akılcı olan olur niyetiyle… kim okur kim paylaşır benim iç serüvenlerimi benimle birlikte bilemem ama  derunumun birilerine ulaşması dayanılmazım oldu son zamanlarda… bu duygularla vira dedim bismil çektim,üzerine tüm sevimliliğimle el salladım gitti efendim .

buyuran buyursun  bakalım Halence’nin FACE gün-lük öyküsüne…

*****************************

Kendini dökmek saçmak isteyip istemediğini bilmeden klavye başına oturan birinin  face(100)günlük öyküsüdür bu :)

yazdıkları ruh halinin rüzgarına göre değişebilen birinin, kelimelerin Gerçek Efendisin’den rica ettiği kelimelerinin bir araya geliş serüveni …

eh daha fazlası laf-u güzaf olur. de hayde mirim iş başı, satır başı  ekmek arası hayal, hayal yarası gönül yaşı …

vira dedim bismil eyledim gitti efendim :) (ve binlerce gül bırakıyorum dileyenin yüreğine ;) )

*********

******************

************************

*****************************

***********

Buram buram sızı kokuyor nefesim…

Acılarıma ilaç bulmak istedim,

oysa gün ortası  şafak söndü kahroldu gözlerim-düşlerim-gülüşlerim,kar tutunmuş yüreğim.

ne yazayım dedim..

-bilmem dedi .umurumda değil.  yeterki senden olsun, bana olsun közlerin.

yanmam umulansa dedim yangınlarda  zaten yüreğim.. bekleme boşa kalan külün olur berbad olur ellerin.

yine ve yeniden ağıtlara sardı bedenim… gözlerim ağlar,umutlardadır beynim…Ahh!! bu olsa keşke, paylaştığın eylemin.Düşlerde bir olmak artık emelim.

umuda ağıdım ne zaman son bulacak merak edenim. yok böyle bir acı dese nefsim, hatırlatır dahasını yüreğim.

devam etmek boşyere…  sünger çekip üstüne  varabilsem o yere… ve desem ki ben geldim yine…..

 

öyle…..

    böyle……

        negatiflerim heybemde işte……..

               kelimelerin tükendiği o yerde.. ne olur la lebbeyk deme vurma yüzümü yere :’(

…….

YENİDEN VE YİNEDEN ÜSTELİKTE CANI GÖNÜLDEN MERHABA

Mekanımdan  hüzne, sevince, ağıta ve kahkahaya yeniden merhaba…

mErhaba gönlü güzel dostlara…  Erce sevebilen tüm yüreklere merhaba.

Merhabasını içten sunabilen kutlu yürekler en içten selam sizlere…

ξχ-Ï

*

*

*

http://www.youtube.com/watch?v=DnLfbiHuoko&NR=1&feature=endscreen

Dikkat! BU bir duadır…..

 

 

Dikkat! bu bir Duadır:

dere ve paça ikilisi aklımdan hiç çıkma emi… ξx-Ï     

Image

Ruveyda

Rüveyda
Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
bir güvercin uçurup kıtalar arasından
çağırdın beni
geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
yetim çığlıklarımı duyurmak üzere sana
koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına
adını söylemek istemiyorum
her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
adını söylemek istemiyorum
R
üveyda dediğim zaman
anla ki, senin için yürüyor kelimeler
çığlığımın atardamarlarından
hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime Rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
oysa Rüveyda
baştan başa ben
kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim
kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
bir anlatsam nasıl utandığımı
bir doğrulsam eğrildiğim yerden
ağarır tanyeri nilüferlerin
alaca bir at koşar içimde
ezer toynaklarıyla anılarımı
sular köpürmemeliydi Rüveyda
kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
ben zehire alışkınım, şerbete değil
rüyalar nefret eder avare duruşumdan
kabuslar çekerek ancak derdimi yeryüzünde
sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
ben her gece bir mehdi türküsüyle çilekeş
yargılamak için zeval kayıtlarını
inkilap bekliyorum
hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
uzanır da gönlüme Rüveyda
derinden bir ok saplanır bağrıma
beynimi çağıran bir sese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
varlığın cinayettir memleketimde
işlenen
akıtır kanını asil pehlivanların
yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın

artık eskisi gibi bakamıyorsun
göklerinde bir belkıs otururdu R
üveyda
binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
güneş bir ane gibi dururdu başucunda
artık dokunamıyor kakülün bulutlara
karalara bürünmüş saçlarında dolunay
BEN BU KADAR ZULME LAYIK MIYIM RÜVEYDA
hangi ressamı vurur bilmem, endamın
sarar da benliğimi
ben beni tanımam kaldırımlarda
kafesleri yutan kafese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına
duydun mu orkideye dua eden birini
bu ısmarlama yüzler yok mu Rüveyda
bu yapmacık bebekler
gözyaşı akıtırken gülenler yok mu
beni kahrediyor geceler boyu
hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
soluk bir dünyanın mezarlarına
gömerek gurbetimi
kapadı karanlığa Yesrib, kapılarını
meydan okuyuşun çağın ordularına
bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
doruklarından öte hevese doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
amansız bir ütopya üfleyen pencereler
lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer

arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler
söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
yeniden bir Nil olup taşar mıyım çölllere
kim giydirir başıma tacını nihayetin
kim takar bileğime hürriyet künyesini
karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle
Rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
asırlardır köhne barınaklarda
küflenen, çürüyen çığlıklarımı
at vuruldu içim paramparça Rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orada kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetmem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terk ederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim

N. GENÇ
__________________

Previous Older Entries

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.